| ALaCa DüSLeR
Giriş: Nov 2006 Konum: Avusturya
Mesaj: 1.248
Gön. Teşekkür: 265
554 Mesajdan 842 Teşekkür aldı
| Bana bir ben lazim Bir ordu ile geziyorum; savaşa hazırlıksız bir yığın insan. Komutan kim, bir taktiğimiz yahut daha önemlisi; silahımız var mı? Peki düşman kim? O da belirsiz. İçimde bir yerlerde köstebekler eşiniyor, belli ki düşmanımı da yanımda taşıyorum: Kalabalığız...
Fısıltılar havada birleşiyor, güçleniyor. Fakat hücum borusu yanıbaşımda; susturuyor söylentileri: Savaş Var! diyor.
Başkalarının gördüğü ben komutan olacak nitelikte değil. Elini değdirdiği her işi kendine benzetiyor: yarım yamalak! Sözünü dinletme becerisi onda yok! Yüksek tahtlara yakışmıyor, yüksekten de korkuyor üstelik!
Kendi gördüğüm ben hep diğerinin etkisinde kalıyor, değişiyor yavaş yavaş. Oysaki büyük muharebelerden zaferle çıkmış. Bir mücadeleye daha girse, yine aynısını yapacak belki de! Fakat "başkalarının gördüğü ben" yok mu, nasıl da baskın! Diğerinin başarı haberlerini gölgede bırakacak taktikler kullanıyor. Ciddiyet ismini verdiği tok sesli, kalın hatlı, nemrut, kaba bir kadın var mesela. Ben: hayır, ciddiyet farklı biridir, bu sizin tarif ettiğiniz düpedüz Hakaret'tir desem de, buna inanmış bir kere. Beni bile kandıracak neredeyse. Bir çizgi üzerinde sağa sola yalpalamadan, sapasağlam durandır Ciddi! Anlatamıyorum ki, anlatamadığımdan olsa gerek, onların tariflerini tasdikleyici bir sükûnete bürünüyorum.
Kendi "ben"im erimek üzere, yeteneksiz, direnemiyor hiçbir zorluğa!
Dış düşmanlara karşı içimde birlik olmalı diyerek, başkalarının gördüğü ben'i bir müddet zindanda dinlenmeye alıyorum . O, çok fazla etkiliyor beni, başkaları da. Sen "bu" değilsin, Sen "şu"sun dediklerinde hemencecik inanıveriyorum. Ben "şu"ymuşum demek! Benim gördüğüm ben'in hali içler acısı, ona da güvenemiyorum ki! Savaş kapıda ve kapım yok! Ne yapacağım ben? Zindanlara iniyorum, meşaleler duvarı tütsülüyor, çok uzaktan bir inleme geliyor! Acaba, başkalarının gördüğü ben ölüyor mu, diyorum, tam azad edecekken, tam kabullenmişken onun kimliğini, tam da onun gibi korkak ve başarısız olacakken neden ölüyor ki? -Ben, korkağın biriyim işte, "kendi"lerimden bile korkuyorum!-Fakat inleme onun hücresinden gelmiyor; O kulaklığından birşeyler yüklüyor beynine, yaşamaya devam ediyor, başkalarını dinleyerek devamlı diri ve sağlıklı kalıyor. Peki inleyen, o kim??
Koridorda ilerlemeye devam ediyorum, bir sürü ben var, hepsini ayrı ayrı tanımazdan geliyorum; inleme sesine doğru yürüyorum.
İşte orada, epeski bir oda, en son ne zaman gördüğümü bile hatırlamıyorum. İçinde yine bir "ben" var. Hangi ben, diyerek yaklaşıp yüzüne bakıyorum: Olmak istediğim ben! Başarılı, akıllı, mutlu ve güçlü! Başkalarının gördüğü ben'le öyle çok vakit geçirmişim ki bunun varlığını tamamen unutmuşum ve hatta farkında olmadan onu ölüme mahkûm etmişim!
Bu hücre, parlak kıyafetli ben'in üzerine tozunu akıtsa da, o hala dipdiri, hala tertemiz. İşte! Komutanım bu olmalı, beni bu yönetmeli diyerek zindanın paslı kapısını açıyorum. Çıkan ses diğer "ben"leri tedirgin ediyor. Elimi uzatıp ayağa kaldırıyorum onu. Tozlarını silkeliyorum, yeniden parıldatmak istiyorum kıyafetlerini. Sarılıp: Komutan sensin! diyorum. Kendime inanmak için gözlerimi kapatıyorum ve açtığımda tozlu kirli bir pelerin buluyorum kucağımda. Kendimi iyi hissediyorum! Daha güçlü ve daha mutluyum. Hücreden çıkıp zindanların olduğu binayı terkediyorum. Nöbetçilere emir veriyorum:
-Yakın burayı!
Sonra, uzak bir tepeden yangını seyrediyorum. Diğer benlerin küllerinin bile bana ulaşmasını istemiyorum. Yanık kokusunu da çok severim ya, hemen biraz çalı bulup yakıyorum ve seyrediyorum kendimi...
Aysun Yollardagezer
__________________ içimde bir merak
öyle bir merak ki
ölümümden bir ay sonra
bir güncük yaşamak
ve
dostu düşmanı
suç üstü yakalamak. |